ANASAYFA

26 Temmuz 2020 Pazar

Sayın Ben Diyenler ;

Temmuz 26, 2020
 Sayın başkalarının başarılarıyla övünüp kendine pay çıkarmaya çalışanlar,herkese böcekmiş gibi davrananlar, somurtkan olmayı başarı sayanlar, ince düşünceden mahrum ve bunu küçük görenler ,aynaya baktığınızda ne görüyorsanız o siz değilsiniz. Görmek istediğiniz şey hiç değilsiniz. Bu kadar kibirli olup bunun farkına varmamak ve güzel huylarınızı cımbızla çeker gibi sürekli anlatmak diğer kötü huylarınızı kapatmıyor. Aksine daha da çirkinleşiyorsunuz. Insanın kendini ve o etrafında başarıya ulaşmış insanlarla bu kadar övünmesi çok gülünç. Bizler bu kainataki belki en ufacık varlıklarız. Biz uyuruz,yemek yeriz,hastalanırız,ölürüz. Hiç kimse mükemmel değil herkes bir imtihan da.. Bir şeyler de 1. Olmak seni kimseden üstün yapamaz. Bir şey de sonuncu olmanda onlardan değersiz olduğun anlamına gelmez. Hepimiz çok değerliyiz. Kimse kimseye sahip değil. Belki ait olmak isteriz ama bu bizim bir seçimimizdir her an fikrimiz tekrar değişebilir. Sizin egolarınız bizi size yaklaştırmaz uzaklaştırır. Diktatörlük, çok bilmişlik  ,kendinden başkasını önemsememek... bunlara ses çıkarmamak daha da arsızlaştırmaktan öte degil ayrıca insanları susturmaya alıştırmayı  başarı sayamazsınız. Her zaman sessinizi çıkarın insanların sizi küçük görmesine izin vermeyin. Sınırlarınızı gösterin kim nerede duracağını bilmeli yerlerini iyice gösterin akıllarına kazıtın.
Korkmayın konuşmaktan hakkınızı savunmaktan bir kez susarsanız bu ben demekten başka bir şey bilmeyen egoist narsist insanların elinde harcanır oyuncak, kukla olursunuz. Bu gibi insanlarla baş edebilirsiniz. Sizi yıldırmalarına izin vermeyin.

25 Mayıs 2020 Pazartesi

Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır? - Zygmunt Bauman

Mayıs 25, 2020
Merhabalar Sevgili Arkadaşlarım,

Bu kitabı geçen sene Kitaplara Kaçanlar blogundaki tanıtım yazısı sayesinde almıştım. Normalde Sosyoloji bölümünü bittirdim. Okul zamanı okumam gerekirdi ama o zamanlar bölümümle alıp veremediğim bir okuma sorunum vardı. Geç olsun güç olmasın. Kendi kendime kaldığım bu zaman da okumam büyük şans. Defalarca okuyup kafa yorabileceğim ender kitaplardan. Okurken büyük keyif aldım. Her kelimenin cümlenin altı çizilir. Kafamızın bir köşesinde de büyük notlar almamızı sağlayan çokça düşündüren ve bizi yormayan nadide kitaplardan.
Bende her zaman 'Zengin fakirler' derim. Vardır ama asla yoktur. Gözleri asla doymaz hep etrafında onlara yaklaşan insanlardan korkarlar ya bir şey isterse diye korkuyla yaşayan bir kaç insan da görmüştüm. Insanın gerçekten gönlü zengin olmalı... Gerisinin boş olduğunu pek anlamamaları üzücü. Daha kötü olansa aradaki bu uçurumların kapanmaması adaletsizliğin garip bir şekilde sürüp gitmesi hayret verici. Bu kitap sayesinde bunu daha da net açıkça görbilirsiniz. Ayrıca tüketim delisi olduğumuz şu günler de gözümü çok iyi açıp sirkelenmemi sağladı.

Tavsiye ederim. Iyi okumalar dilerim . (:


Sevginin elektroniğe uydurulmuş halinin sevgiyle hiçbir ilgisi yoktur; tüketicilere yönelik teknoloji ürünleri insanların narsizmini tatmin etme yemiyle müşterilerini yakalar. Ne olursa olsun, ne yaparsak yapalım  veya neyi yapmaktan vazgeçersek geçelim bizim üzerimize çok kafa yordukları kesin. Franzen'ın vurguladığı gibi "kendi yarattığımız filmlerde oynuyoruz ,sürekli kendimizi görüntülüyoruz,fareyi tıklıyoruz ve makine bize kendimizi becerikli hissettiriyor... Biriyle arkadaş olmak , bizi pohpohlayanlara sadece bir yenisini daha eklemek anlamına geliyor." Bu arada Franzen" Sempatik olmaya çalışmak sevgiye dayalı bir ilişkiye uygun değildir." Diye de ekliyor.

Sayfa 45

Başka birisinin(ama kimin?!) Kuşatması altında,postaya verilmiş veya verilmek üzere olan tahliye emrini bekleyen ,istenmeyen misafirlermişiz gibi,dünya gittikçe soğuk,yabancı ve itici oluyor.

Sayfa 69


2 Mayıs 2020 Cumartesi

Reply 1988

Mayıs 02, 2020
Merhaba Sevgili Arkadaşlar,

Son zamanlar da dizi izlemekle ilgili büyük sıkıntılarım vardı. Sadece 3 bölüm kadar izleyip bırakıyordum. Gerçek bir şey arıyordum. Saflık , doğallık yani beni etkileyecek güldürecek ağlatacak düşündürecek sahici bir şeyler bir tanesi bile olsa yetecekti. Neyse ki benim istediklerimden daha fazlasını buldum 1988 ler dizisinde çocukluğuma gittim. Komşuluk, arkadaşlık, içten konuşmaları ,geçim sıkıntılarını insanların azla yetindiği yaşamından mutlu olduğu, ebeveynlerinden utanmadığı yaşadıkları evler küçüktü ama gönülleri kocamandı o küçücük iki göz ne kadar yakın yapıyordu küçücük televizyon aslında muhabbetleri ne kadar büyük yapıyordu. Cep telefonlarının olmaması ne kadar güzeldi yan yana konuştuğunda anlatacağın ne çok şey vardı. Yan yana gelmek ne kıymetliydi insanların yalansız dedikodusuz geçimleriyle uğraşmaları zenginin fakirin bir arada yaşadığı büyük farkların olmadığı sıkıca bağlı olduğu birbirini kırmaktan korktuğu ne kıymetli zamanlardı. Bencilligin olmaması komşuların birbirini düşünüp yemek göndermeleri herkesin sofrasını ne bereketli yapıyormuş. Gizlice yapılan iyilik ne güzelmiş hissettirmeden hassasça davranmak gerçek  değermiş. Bir şeye hemen ulaşman değerini hiçe dönüştürüyor artık.
Kısacası zaman da geri dönmeyi 6 7yaşıma eski mahalleme gitmek  istedim. Her şey buradaki gibiydi. Sokaktan geçen satıcı arabalarını,salçalı ekmek yemeyi, mahalledeki bütün arkadaşlarımla doyasıya oynadığım kahkahalarımızın her yerden duyulduğu babamın işten dönmesini bekleyip elindeki poşetlere bakmayi 25 kuruşla dondurma almanın mutlulugunu tekrar yaşamayı,bisiklet sürmenin özgürlüğünü yaşamayı, çeteler kurup güya mahallemizi tekrar korumayı çok isterdim.
Bu koca koca binalardan ve insanların birbirlerine yabancılaşmasından herkesin parasına ve ensesinin sağlamlığına göre muamele gördüğü bu dönemden nefret ediyorum.


Neyse çok tatlı sıcacık aile dizisi sadece 20 bölüm ebeveynlerin sahnelerini çok sevdim keşke daha da fazlası olsaydı aşk izlemekten o kadar bıkmışım ki bu dizi çok güzel olmuş...
İzleyecek olanlara iyi seyirler (:


24 Nisan 2020 Cuma

AYLAR DEĞIL SENELER GİBİ

Nisan 24, 2020
Merhaba Sevgili Arkadaşlarım,

Aslında ne yazacağımı bilmiyorum. Kitap okuyorum,filmler izliyorum, arkadaşlarımı çağırıyorum, eşimle vakit geçiriyorum kavgalar ediyoruz sonra konuşup barışıyoruz.(ekmek yapamıyorum) Ama çaresi yok bulamıyorum geçmiyor bu özlem.  Sebep hep aynı  ailemi çok özlemem Istanbul u özlemem.  Insan memleketini nasıl özler diye düşünür gülerdim. Insan sadece sevdiği insanları özlerdi. Ne kadar saçma bir düşüncem varmış. Istanbul bir insan olsaydı hani bayramlar da veya uzun aralardan sonra görüştüğümüz ama bizi sımsıkı kucaklayıp bırakmayan akrabalarımız gibi sarılırdım sabrını zorlayana kadar bırakmazdım. bu sevmediğimiz çok sıkı sarılmalar özlemdenmiş. Dün haberler de izlediniz mi bilmiyorum ama  7 tepe 7 kıta diye bir klip verdiler enstrümanlarla başında daha gözlerim doldu.
Küçücük iki tane kardeşim var sanırım onları gerçekten yiyeceğim Her gün bir geçsin şu Korona bir bitsin Istanbul a gittigim gibi şurasını ısıracağım yok şurası daha ısırmalıktı diye düşünüp komple bir lokmada yemenin daha iyi olacağına karar veriyorum...
Namaza başladım çokça dua ediyorum. Bazen isyan bile edip sonra utanıp kızarıyorum. Ne yapacağımı bilemeyip çıldırmamak için uğraş veriyorum. Annem bütün evi ve eşyalarını boyayıp kendisi güzelleştirdi. Keşke birazcık ona çekip becerikli olsaydım ama ben komple babama çekmişim marifetsizim. Daha da içinizi karartmak istemiyorum. Bir an önce bunun bitmesini istiyorum. Küçüklük hayallerime de kızıyorum zombi salgını hastalık salgını olursa süper olurdu diye düşünürdüm . Hepinizden ve en cok kendimden özür diliyorum.

24 Mart 2020 Salı

Serdar Özkan - Kayıp Gül

Mart 24, 2020
Merhabalar sevgili arkadaşlarım ,

Uzun zamandır haberlere bağımlı yaşıyorum bu yüzden bloglara bakamaz oldum. Televizyonu kapatıp derin bir nefes aldım. Ne kadar güzelmiş çok özlemişim rahat nefes almayı.Paranoyak olmak bana göre değilmiş. Eğer benim gibi olduysanız bir tuşa basmanız yeterli.

Gelelim kitabımıza bir çok dile çevrilmiş,çokça beğenilmiş övülmüş kıyaslanmış bir kitap. Övgüleri  da hak ediyor ama kıyaslanan benzetilen kitaplara da hak veriyorum. Özellikle Simyacı  kitabına bende çok benzettim.
Konusu günümüz de en çok konuştuğumuz ama asla vazgeçemediğimiz yapamadığımız var ya işte  'Başkaları ne der diye düşünme. Kendin ol.Ilk sen kendini sev bırak diğerleri sevmese de olur.Kendini bul!İstediğini yapabilirsin yeter ki kendine İnan.'  bu çok iyi bir şekilde harmanlanıp kimi zaman küçük kısa hikayelerle kimi zaman kısacık cümlelerle mesaj yerine ulaşıyor. Ben Diana nın kendini arayış hikayesini çok sevdim. Simyacı kitabını sevenler bunu kaçırmamalı diye düşünüyorum.

"Kendini özel hissetmek için ihtiyacın olan tek şey, yine kendinsin"

"İyiliğe karşılık ha? Ona alışveriş derler."

"Bir Ben vardır bende, benden içeri..."
YUNUS EMRE

9 Şubat 2020 Pazar

SABAHATTİN ALİ - Sırça Köşk

Şubat 09, 2020
Merhabalar Sevgili Arkadaşlarım,

 "Bol bol hayaller kurup bunların her zaman boşa çıktığını görmeye alışmış bütün insanlar gibi, ressam Tevfik de kaderine çabuk boyun eğenlerdendi." (Sayfa 28)

Bu cümleyi sürekli okuyup durdum. Her yeni hikayeye geçtiğimde döndüm tekrar okudum. Kitap bitti sanırım bir hafta da oldu. Bilemiyorum. Ne kadar zaman geçti.Neyse...Yazımı yazmalıydım artık  ve tekrar döndüm bu satırlara... Belki de hayallerimiz ve amaçlarımız sorunludur. Ressam Tevfik gibi Para için resim yapmak yani sanat anlayışın da bir sorun vardı. Hikayenin sonu da trajikomikti. Günümüz insanları da para için bildiğin birer fırsatçı veya hain avcı gibiler sanki bir şeye değer veriyormuş gibi yapıp aslında ilgisizlerdir. Bir yanılsamadan ibaretler. Hayallerimize küsmemeliyiz ama neyi hayal ettiğimiz çok önemli belki asıl önemli olan şeyi es geçiyoruzdur. Hayallerimizin temeli para=saddet ise kusura bakmayın yıkılmaya mahkumlar.
Sabahattin Ali her hikayesin de toplumsal sorunlarımızı yanlışlarımızı olduğu gibi anlatmış. En üst düzey gerçekliğiyle ' Insana nasıl değer vermediğimizi ' her hikayesinde bir tokat gibi yüzümüze vurmuş. Beni kalbimden vuran hikâyesi sanırım kadın olduğum için daha çok sinirlenip duygularımın en tepesine ulaştığım 'Cankurtaran' dı.
Masallar kısmındaysa tabii ki Sırça Köşk tü benim hayatım da okuduğum en iyi masaldı söyleyecek daha bir şey bulamıyorum.

Bu kitabı bana bir blog arkadaşım tavsiye etti ama hatırlamıyorum kim olduğunu ama iyi ki böyle güzel tavsiyeler aldığımız bir yerdeyiz.

"Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. "Hep kötü,sakat şeyleri mi göreceksin?"diyorlar."Hep açlardan,çıplaklardan,dertlilerden mi bahsedeceksin?Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden;doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen,bahtiyar insan yok mu?" (Sayfa 75)







22 Ocak 2020 Çarşamba

Küçücük Bir Çiçek

Ocak 22, 2020
İki can bir olunca, benlik aradan çıkarmış.
Gönül sevgiliyi bulmuşsa, kuru dal bile çiçek açarmış.

Hz. Mevlana

Şu yukarıdaki çiçeği görüyor musunuz? Sanırım hayatım da hiçbir çiçeği bu kadar incelememiştim. Eşim sürekli durup bakmamdan bıkmıştı ama Çok güzel değil mi? (Sözü de çok severim )Fotoğrafını çekmişim denk gelince tekrar uzun uzun inceledim. Ne güzel de kokuyordu...
Düşünüyorum bazı şeylere çok takılıyorum küçücük şeylere  bir sürü mana yüklüyorum. Küçükken de böyleydim. Belki  ufak bir rüzgar esintisiyle fırtınaları görüyorumdur. Korkuyorumdur.  Duygularımı anlatamamaktan susturulmaktan hoş böyle birşeyle karşılaşmadım hiçbir zaman ama karşılaşmadığımız birçok şeyle karşılaştık değil mi? Işte gördünüz mü? Böyle biriyim.
Anlayamazsınız çoğunlukla bende anlamıyorum kendimi.
Sözlerin uçup gitmediğini kulaktan kalplere yol aldığını biliriz. Tek bir cümleye ,harekete, yüzünüzdeki o ifadeye dünya kadar manalar yükleyen benim gibi insanlar var...  Manasızlıktan iyidir. Hep sevgi dolu, içten pazarlıksız insanlarla olun huzur buralarda saklıymış. Ve özlem kesinlikle bazen boğacak kadar derin bazen sessiz sakin durgun ne zaman sizi bulacağını bilemiyorsunuz. Tam alıştım ben dediginiz bir zamandabir anı parlıyor ya da küçücük ekrandan o gülümsemelerin arkasındakini fark ediyorsunuz.
Neden bu kadar küçügüz adımlarımız neden ufacık ?  Diye düşünüp uçağa otobüse ihtiyacımız olmasaydı.kocaman olsaydık dünya küçücük olsaymış kimse uzaklasamasaymış sevdiklerinden diyorsunuz...