ANASAYFA

28 Aralık 2020 Pazartesi

Hayat Bu

Aralık 28, 2020



Merhabalar,
Bu fotoğraf ilk defa bir kuş göçü gören birinin hayranlığıyla çekildi. Eşime dönüp görüyor musun? Kuşlar göçüyor! Diye bağırıyordum. O kadar güzel bir görüntüydü ki anlatamam fotoğrafta anlatamıyor. Umarım herkes bir gün bu şahane muhteşem olayı görür. Bu fotoğraftan önce de minik bir kalp atışı duyduk o yüzden çok özel benim için...
Uzun zamandır yazmıyorum biraz içime kapandım. Herkesden uzaklaştım. Kimseyle samimiyet kurmak istemiyorum. Hayatımda ilk defa 3 ay önce bir iftiraya uğradım. Samimi olduğum insanlarında böyle bir şeye inanması beni çok kırdı. Her şeye küstüm. Her şeye darıldım. Her şey üstüme geldi. Ve ben çok uzaklara kaçtım. Arkadaşlık, dostluk çok basit şeyler insanların uydurması öyle bir şey yok! Olsaydı kıskançlık içine girmezdi. Olsaydı art niyet olmazdı. Olsaydı dedikodu hevesi olmazdı. Düşünebiliyor musunuz ? Can ciğer oluyorsunuz sonra da gelip bir anlık gaflet deniliyor. Iftira edenlere hiç sözüm yok çok görüştüğüm insanlar bile değillerdi.  Onlara sadece boş hayatlarında anlık insanların hakların da bilip bilmeden konuşmak olsun tek eğlenceleri. Nasıl olsa bir gün bu konuştukları hakkında hesaba çekileceklerini unutuyorlar! 
Bu olaylar sonrası sırasıyla dedemi dayımı ve halalarımı kaybettim... bu hastalığı ciddiye almamakta o kadar ileri gidiliyor ki! Henüz yakınlarını kaybetmeyenler hiçbir şey anlamıyor. Babam hala ciğer tedavisi görüyor yetmezmiş gibi bir de kalbi etkilediğini öğrendik.
Anlayacağınız bu üç ay hiç kolay geçmedi. 
Kıymetini bilip bilmeden yaşadığımız birçok şey bir anda kaybolup gidince geriye sadece bir boşluk bırakıyor. Boşluk daha önceden sizi bağlayan önem verdiğiniz değerleriniz,kibriniz,saygınız, sevginiz bir hiçe dönüşünce baka kalıyorsunuz. Sonra da yeni bir şey oluyor Ölüm aniden size kendini en yakınınız da hissettiriyor. Neyin önemli olduğunu o zaman anlıyorsunuz. Hep doğru kalmaya çalışın...




 


30 Ekim 2020 Cuma

Halide Edib Adıvar- Ateşten Gömlek

Ekim 30, 2020


 Merhabalar sevgili arkadaşlar,

Yorumlamakta en çok zorlandığım kitap oldu. Kendimce eleştirilerim var. Peki! Eleştirmem doğru olur mu? 

Kendime söz vermiştim. Türk edebiyatında, okumadığım ya da okuyup asla kitapla tartışmadığım kitapları önceliğime alıp değerlendirmek ve kendi ülkemin eserlerini daha iyi kavramak istedim. 

Ateşten Gömlek kitabının adı aslında Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun kendi eseri için  düşündüğü ama Halide Edib Adıvar da sohbetleri sırasında  söylediği kendisinin de çok beğendiği için bu adı kullanmak istemiş.Kitabın başında Yakup K.K'na mektubuyla okuyucularını da bilgilendirmiş. 

Hariciye memuru Peyami yle Milli Mücadele sürecini yaşıyor ve öğreniyoruz. Peyami yle birlikte kimi zaman öfkeleniyoruz kimi zaman hüzünleniyoruz. Kendisi Sakarya Meydan Muharebesi nde gazi oluyor ve beyin ameliyatı için gününü beklerken yaşadıklarını kaleme almaya başlıyor. Ayşe karakterinden hoşlanmadım çünkü vatan sevgisi yerine insanların birbirine olan aşkı üstün tutulmuş. Herkes Ayşe için savaşırken bir tek Ayşe vatan için savaşıyordu. Yani toplumu ve vatan sevgisini yansıtış biçimi beni çıldırttı. Nitekim Ingiliz gazeteciye, köylü olarak hor görülen matemdeki Ayşe fransızca cevap verir.  Herkes şaşkınlık içerisinde kalır. Şaşkınlık bu değil Ingiliz gazetecinin sözleri insanların Ingiliz somurgesini kabulleri ve Ingilizlerin üstün bir insan modeli gibi pohpohlanması şaşkınlık yaratmaz ama hor görülen Ayşe Fransızca konuştu.'Aman Allah'ım!' Dedim. Nitekim daha sonradan aklıma geldi. Halide Edib Adıvar ilk başlarda Ingiliz yanlısı bir sömürge anlayışına sahipti. Kitaptaki bu kısımda bence şahsen kendine yaptığı bir özeleştiriydi. Kitabın sonu da beni çok heyecanlandırdı. 

 Yakup Kadri Karaosmanoğlu nun Yaban kitabı kadar beni etkilemedi. Yaban da Anadolu halkının, cahil kalmasının aydınların suçu olduğu açıkça gösterilmişti. Ateşten Gömlek ' te Anadolu halkı zaten hor görülmekte sadece Ayşe yanılttı. 

Okumanızı tavsiye ederim Milli Mücadele ve dönemindeki zorlukları anlamanıza yardımcı olacaktır. 

24 Ekim 2020 Cumartesi

Gezdim Gördüm Sevdim 2

Ekim 24, 2020

 

Merhabalar sevgili arkadaşlarım,

1 senedir Şanlıurfa dayım kaldı 1.5 sene... Bu kaldıları en çok göçebeler bilir. Evime yeni alıştım diyebilirim 10 gün önce Istanbul a ailemin yanına gittim ve ilk defa evimi özledim. Eskiden sevindiğim 1.5 sene şimdi biraz beni korkutmaya başladı. 'Ya daha uzak bir yer çıkarsa. Ya da burası kadar rahat olmazsa' gibi düşünceler aklımı çeliyor. Her şeyin hayırlısı diyorum umarım gönlümce ve herkesin gönlünce olur her şey:)

Urfa dan başka bir yere gittiğimiz de gönlüm açılıyor. Etrafta yeşillik mavi görmek özlem duyduğum bir şey haline geldi. Hoş evimin önünde bir park var bol yeşillikli ama ben tamamını görebildiğim için bir hoşnutsuzluk halindeyim sonuçta içinde kaybolduğun yeşillik güzeldir. Sonunda hasretini çektiğim yeşilliğin Urfa da en güzel haliyle var olduğunu gördüm. Bozova ilçesinde Çatak da Fırat Nehriyle yeşillik bir aradaymış. Görür görmez aşık olunacak bir maviliği vardı. Hem de merkeze 1 saatten az bir uzaklıkta mükemmel bir yer. Urfa da olup da burayı bilmeyenlere sesleniyorum. Yeşilin ve mavinin huzuruna koşarak kavuşun. Mavinin içindeki o güzel balıkları izlemek keyif vericiydi ayrıca kanocular antreman yapıyordu. Eşimle onlara çok özendik uzun bir süre hayran hayran izledik. Umarım gidenler kanocuları izleme zevkine denk gelir.












18 Ekim 2020 Pazar

Gezdim Gördüm Sevdim

Ekim 18, 2020

 


Merhabalar sevgili arkadaşlarım,


Ilk gezi yazımı yazacağım biraz heyecanlıyım. Gezmeyi çok seviyorum gezme kelimesi geçerse hasta bile olsam mühim değil hemen iyileşirim. Annem bu yüzden hastalıklarıma asla inanmazdı iştahı da kesilmeyen biriyim ama çok mızmız oluyorum çekilmezleşiyorum. Yakın zaman da grip oldum ve eşimi bezdirdim diyebilirim hasta olacağım diye şuan ödü kopuyor.

  Şimdi fasulyenin faydalarına gelebiliriz. 

Adıyaman, beni şaşırtan bir şehir oldu. Hafızama kazındı diyebilirim unutamayacağım dağlarını. Hiç dağlık olduğunu düşünmemiştim. Nitekim Nemrut dağınin arkeologlar tarafından  bulunup varılması 3 ay sürmüş. Çünkü dağları var ve dağlarının tepelerinde de köyleri var. Adıyaman Kahta tamamen dağlık giderken ve dönerken hangi dağın daha yüksek olduğunu düşünürken Nemrut a varıyorsunuz ve görüyorsunuz ki en yükseğin de benim az önce sizi korkutan dağlar minicik oluyorlar. Zıplaya zıplaya mükemmel güneşe varıp güneşe sarılarak batabilirsiniz. Gidin görün Komagene şehrini Roma Imparatorluğu nu mağlup eden küçük ama büyük Komagene görülmeye değer. Fırat Nehri nin güzelliğini Nemrut dağından izleyin. Yıpranmış ama hala güzelliğini koruyan heykelerini ve dünyanın en büyük kümbet mezarına bir bakın. Komagene kralı Antiokhos Roma Impt. yendiği için böyle bir mezar yaptırdığı düşünülüyor kendisini Tanrı ilan etmiş civardaki en yüksek dağı seçmiş görkemli mezarı için nasıl yapıldığı hakkında bir bilgi yok. Geçmişte yapılan uygunsuz kazılar yapılara çok zarar verdiği için şuan hala mezarı tam olarak bulunamamış bu halinde bırakılmış. Iyi ki bırakmışlar.

Cender köprüsü ve Kahta kalesi de hemen Nemrut dağının eteklerinde Köprü ve kale çok güzeldi. Köprü için fotoğraf çekemedim çünkü güneşin batışına yetişmemiz gerekiyordu. Nemrut kadar göz alıcıydılar diyebilirim (:

Ayaklarım da yara olduğu için ben açık ayakkabı giymek zorunda kaldım. Spor ayakkabı giyerseniz ve yanınıza bir hırka alırsanız ne mutlu size (:












14 Eylül 2020 Pazartesi

Bir Kadın Bir Erkek Bir Levrek İskeleti

Eylül 14, 2020

 



Merhabalar sevgili arkadaşlarım ,


Toplumumuz da kadın cinayetlerinin önem kazandığı şu günler de kitap sayesinde başka bir konuya değinmiş olacağım. Aldatma. Kim aldatır? Kim yoldan çıkarır? Kim yuvayı yıkmasını kolaylıkla sağlar? Kitabımız hep bunları kadına yüklemiş. Erkek hep masum çünkü ona kuyruk sallayan kadınlarla çevrili etrafı. Peki bu kadının yoldan çıkarma aşamaları nedir? Yaşlı erkekler, genç kadınlar sayesinde aldatır. Zengin erkekler, gözü yüksekte olan kadınlar sayesinde aldatır. Eviyle mutlu mesut olan erkekler, bir anlık yabancı bir kadının ilgisi sayesinde aldatır.

Erkek hic bir şeycik yapmaz "Ah masum zavalıcıklar hep kandırılıyorlar. Yazık etrafa kendilerini rezil ediyorlar. Yazık yazık yazık!" 

Bu kitabı yazan yazar mantığınıza hayran kaldım. Kalmamak mümkün değil! Eğitimli, zengin ,fakir kitapta bütün türler de aldatma olayı üzerine gidilmiş. Kadın hep aşağılanan oldu. Aldatırsa sürtük,aldatılmışsa da gitti seneleri , verilen onca emeği  bir daha asla toparlanamaz. Yalnız kaldı. Kocasız sefil oldu. Ah yazık! 

Bu kafaların,  kitaplar yazması beni üzüyor. Biz toplumuz birbirimizden etkileniriz. Istesek de istemesek de birbirimize bağlıyız.  Düşüncelerimiz değişmeli. Insandır. Beşer şaşar düşüncesi hakim olmalı. Kadınlar da kandırılabilir. Kadınlar da masumdur. Cem Yılmaz 'ın bir show u geldi aklıma." Erkekler masumdur. Kadınlar doğuştan donanımlı 'Kızım neredeydin? Merve lerdeydim babacığım " işte biz buna kadını,erkeği fark etmeksizin gülen bir toplumuz.Yuhlayacağımız şeyleri alkışlarız!

Yakın bir arkadaşım çok üzücü bir boşanma yaşadı. Tamamen eşi haksızdı. Madde bağımlılığını saklamış nitekim evlenince ortaya çıkmıştı. Eşinin ailesi çocuğa toz konduramıyordu. Eşiyse tamamen narsist bir kişiliğe dönmüştü. Belki günümüz de fark etmeden narsist bireyler yetiştiriyoruzdur. Para vererek, benim çocuğum asla yapmaz 'baksana ne kadar hanım veya beyefendi" diyerek çocuklar da şu davranış ortaya çıkıyor ' Ben asla yanlış yapmam. Karşımdaki beni etkiledi '. Arkadaşımın eşi de ailesine bunu söylemiş şaka gibi onlar da çocuklarının madde bağımlılığını arkadaşıma yüklediler. Ne acı yine kadın suçlu! 

Kadın ilgilenmedi, ev pisti, yemek yapmadı, işve yapmadı, cilve yapmadı, kilo aldı, çok zayıfladı, kırıştı, sarktı, güzeldi,çirkindi, çok konuşuyordu, hep susuyordu. Bende insanım dimi ama bir anlık hataydı işte...

Kafanız değişsin artık bu kafa değişmediği sürece kadınlar da çok hata buluruz belki binlerce buluruz!



Kabileyse İzin Almak mı!!!

Eylül 14, 2020

 



Merhabalar sevgili arkadaşlarım,

Bugün bir fotoğrafa instagram da yorum yaptım. Yorum yapmak da sürekli yaptığım bir şey değildir. Bebeğini emziren ve kadının vücudunu boyayan kadınlar vardı.Bir kabileye aitti kabiledeki kadınlar sütyen takıyordu yani bir mahrem anlayışları olduğu barizdi yaptığım yorumsa "Bu fotoğrafı paylaşmak için kadından izin istediniz mi ?" Instagram da seyyah sayfası açıp bu gibi biraz mahreme kaçan fotoğrafları atmak size izin istememe gibi bir hak vermiyor. Sonuç bu milyonlarca takipçisi olan şahıs beni engellemiş merak ediyorum Rotasız Seyyah kendisine yorum yapan bir erkek " fotoğraf çekmek için fazla durmamışmısın" gibi alaylı erkek yorumları dururken benim sorgulayıcı yorumum engelenmeme neden oldu. Kesinlikle sosyal medya size birçok hak getirmiyor. Bana göre yapılan bu orada burada kadın fotografları çeken sapıklardan farksızdır bir yerli kabile olması bu olayı asla değiştirmez. 


11 Eylül 2020 Cuma

Televizyon Öldüren Eğlence - Neil Postman

Eylül 11, 2020



Merabalar sevgili arkadaşlarım ,
Uzun zamandır okuduğum bir kitaptı yani ne zaman okumaya başladığımı hatırlamıyorum ama korkmanıza gerek yok araya uzun zaman da koysanız kitapla bağlantıyı kaçırmıyorsunuz sonuçta bir roman değil... gibi bir açıklama ekleyeyim ama siz benim gibi yapmayın tabii ki hemencecik okuyup yeni kitaplara yelken açın:)

Konumuz kitabın isminden de anlaşılacağı üzere televizyon. Peki, bu televizyondan önce ne vardı? nasıldık? diye kafanızı kurcalayan sorular varsa yazarımız bir güzel özet niteliğinde bilgiler vermiş ama ağırlıklı olarak Amerikan toplumu üzerinden anlatımını yapmış.Bu beni rahatsız etmedi çünkü gittikçe kendimize yabancılaştığımız dönemlerdeyiz her toplum birbirine benzer aşamalardan geçer oldu. Televizyonun da bu döneme nasıl katkılar sağladığını açıkça kitap sayesinde görüyoruz. Örneğin din gibi konuların televizyon sayesinde nasıl basitleştirilip eğlenceli bir hal aldığını açıkça görüyoruz Ramazan ayında bizde de sözde Hoca statüsünde televizyona çıkanları örnek gösterebiliriz. Bir başka örnek verecek olursam insanların yıllarca araştırıp emek verdikleri konuların 1 saatlik program da sözde bilgi verdiklerini sandığımız ama görünen deryanın bize aktarıldığı damla bile olmayan bilgileri küçük görüp o insanları sanki onlardan üstünmüş gibi yargılayıp sosyal medyadan saçma sapan sorular üzerinden bilgilerini ölçmemiz gibi diyebilirim. Televizyon programlarının birçok önemli konuyu nasıl basitlestirdiginin farkına varmamızı sağlıyor. Reklamları anlatmıyorum bile size bu kitabı alıp sakin bir zamanınız da okumanızı tavsiye ederim.

Bu kitabı da Kitaplara Kaçanlar bloğu sayesinde keşfettim çokça teşekkür ediyorum kendisine (:
Kendisinin yorumunada linkten ulasabilirsiniz.



Huxley,Cesur Yeni Dünya daki insanların başına gelen belaların, bu insanların düşünmek yerine gülmelerinden değil,neye güldüklerini ve düşünmeyi niçin bıraktıklarını bilmemelerinden kaynaklandığını anlatmaya çalışıyordu. 
Sayfa 199